|
KAMU MALİ DİSİPLİNİ BOZULUYOR! ARTACAK KAMU YATIRIMLARI KAMU
YARARINA MI?
TEPAV,
Hükümet’in Orta Vadeli Mali Çerçeve kapsamında açıkladığı maliye
politikası program değişikliğinin 2012’ye kadar olan süreçte
tahmini maliyetini 40–45 milyar YTL olacağını açıkladı.
Böylece,” OVMÇ bir program sapması değildir; mali disiplin aynen
devam ediyor” diyenlere yanıt verilmiş oldu. TEPAV’ın
araştırmasına göre, GAP ve yerel yönetimlere merkezi yönetim
vergi gelirlerinden aktarılacak kaynaklar bu maliyeti
oluşturuyor. 2012’ye kadar GAP’a 16,5 milyar YTL, yerel
yönetimlere de 20 milyar YTL aktarılacak. Böylece TEPAV, OVMÇ
belgesinin hükümetin kamu maliyesinde ciddi bir politika
değişikliği yaptığının göstergesi olduğunu vurguluyor.
Türkiye Ekonomi Politikaları
Araştırma Vakfı (TEPAV) İstikrar Enstitüsü tarafından hazırlanan
Mali İzleme Raporu-2008 Yılı Mart-Nisan Ayı Bütçe Sonuçları
açıklandı. Rapor’da bütçe sonuçlarının yanı sıra “Orta Vadeli
Mali Çerçeve ve Geleceğe Yönelik Maliye Politikaları:Mali
Disiplinde Gevşeme Tartışmaları Ne Anlama Geliyor ?” başlıklı
bir bölüme de yer verildi.
Bu bölümde “Konut Edindirme Yardımı Ödemeleri”, “GAP’a Kaynak
Aktarımı”, “İşsizlik Fonu’ndan İstihdam Paketi Kapsamında Kaynak
Aktarılması”, “Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun
İle Mini Tahkimler Yapılması”, “Yerel Yönetimlere, Merkezi
Yönetim Vergi Gelirlerinden Aktarılacak Kaynağın Artırılması ve
Aktarılacak Kaynaktan Yapılacak Kesintinin Düşürülmesi” ile “
Kamu İhale Kanunu’nun Değiştirilerek Müteahhitlere Fiyat Farkı
Ödenmesi” kararlarının uygulanması durumunda doğacak sonuçlar
hesaplandı. Bu kararların uygulanmasının, belli varsayımlar
altında, toplam 45 Milyar YTL’ye ulaşabileceği tahmin edildi.
“OVMÇ yerel seçimlere yönelik”
Rapor’da Orta Vadeli Mali Çerçeve(OVMÇ)’ye ilişkin
değerlendirme yapılırken, “Bir bütün olarak OVMÇ, kamuoyuna
varsayımları ve ayrıntılı harcama planları açıklanmamış yönleri
ile, ileriye yönelik tutarlı bir maliye politikası uygulama
niyetinden çok, yaklaşmakta olan yerel seçimlere yönelik bir
tercihi yansıtır gibi gözükmektedir” ifadeleri kullanıldı. Diğer
tespitler ise şöyle sıralandı:
“1 - Bu belgenin 5018 sayılı Yasa ile hazırlanması öngörülen çok
yıllı bütçelemenin iki önemli politika belgesi olan Orta Vadeli
Program ve Orta Vadeli Mali Plan ile bağlantısını kurmak bu
aşamada mümkün değildir. Bu anlamda Hükümet’in harcama ve kaynak
kullanma tercihlerinin tutarlı bir biçimde incelenmesine ve
denetlenmesine de elverişli değildir.
2- OVMÇ Belgesi, kamu otoritesinin kamu maliyesinde faiz dışı
fazla göstergesinden vazgeçilmesi yönünde ciddi bir değerler
dizisi değişikliğine gittiğinin göstergesidir. Bu anlamda
harcama genişletici politikalara izin verileceği anlaşılmakta
ancak bir yandan da bunun borç dinamiklerini olumsuz olarak
etkilemeyeceği öngörülmektedir. OVMÇ bu öngörülerin içsel
tutarlılığının sınanmasını sağlayacak saydamlıktan ise uzaktır.
3- OVMÇ’de takip edilecek açığın klasik bütçe açığı olacağı ve
faiz dışı fazlada gevşemeye gidilmesinin konjonktürel maliye
politikası uygulama gerekçesine dayandırıldığı ya da faiz dışı
fazlada azalmaya gidilmekle beraber “dönemsellikten arındırılmış
bütçe dengesi (cyclically adjusted deficit)” açısından sorun
teşkil etmeyeceği yönündeki bazı değerlendirmelerin teorik
yönden ve ülkemiz pratiği açısından sorgulanmaya ve tartışılmaya
muhtaç yönleri bulunmaktadır.“
“ Bütçe’de olumlu gelişme“
Rapor’un bütçe sonuçlarının değerlendirildiği bölümünde ise,
merkezi yönetim bütçesinin Mart ayı sonunda 4,4 milyar YTL,
Nisan ayı sonunda ise 5,4 milyar YTL açık verdiği
hatırlatılarak, şöyle denildi:
“Bu durum, yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre
bütçe açığının % 31,2 oranında arttığına işaret etmektedir.
Nisan ayında ise bütçe dengesindeki bozulma geçen yılın aynı
dönemine göre % 1,3 artış seviyesine gerilemiştir. Yılın ilk iki
ayında merkezi yönetim bütçesinde gözlemlenen nisbeten olumlu
performansta, Mart ayı sonuçları ile birlikte bir bozulma
gözlemlenmiş; ancak, bu durum Nisan ayında önemli ölçüde
düzelmeye dönmüştür. Yirminci yüzyılın ikinci yarısı bundan
önceki dönemlere hiç benzemeyen bir sıçrama dönemi oldu. Kişi
başına gelir açısından bakarsanız, ortalama gelir artışı hiç bu
kadar hızlı olmamıştı. 1900’ların başında kişi başına gelir 1000
dolar civarındayken 1950’de bu tutar 2000 dolar civarına
yükselmişti. 2000 yılı itibariyle aynı tutar yaklaşık 6000 dolar
oldu. Yirminci yüzyılın başında 1 olan sonunda 6 oldu. Ve bu
artış esasen yüzyılın ikinci yarısında gözlemlendi. Yüzyılın ilk
yarısında birinci küreselleşme dalgası sonrası içe kapanma ve
piyasalara küsme modaydı. Yüzyılın ikinci yarısı ise yeni bir
küreselleşme dalgasını getirdi. Küreselleşme süreci, ortalama
bir gelir artışı yanında, derin eşitsizlikleri de beraberinde
getirdi. Ortalama gelir artışı, satın alma gücü paritesi dikkate
alındığında, azalan küresel yoksuluk demek. Başka? Artan büyüme
demek. O vakit şöyle de söyleyebiliriz: Yirminci yüzyılın ikinci
yarısında dünyada ortalama büyüme hızı yükseldi. Peki ama bu
nasıl oldu? İşte buna bakan, içinde saygın kişilerin bulunduğu,
bir bağımsız grup 22 Mayıs’ta tam da bu soruyu içeren bir rapor
yayımladı. Türkiye’den Kemal Derviş’in de içinde yer aldığı
Büyüme ve Kalkınma Komisyonu’nun (Commission on Growth and
Development) raporuna hiç bakabilme fırsatınız oldu mu? Rapor,
komisyonun internet sitesinde mevcut, bir göz atmak isteyenlere
duyurulur.
Rapor,
sürdürülebilir büyüme için etkin devlet ve kamu yatırımlarının
önemini vurguluyor. Öyle anlaşılıyor ki, iyi yönetilmeyen
ülkelerin, küreselleşme sürecinin kapılarına getirdiği
fırsatları değerlendirebilmek için yeterince şansı olmuyor. Bu
bir. İkincisi ise Türkiye’nin artık artan kamu yatırımları
gereğini, bir başka gözle tartışmaya başlaması gerekiyor.
Tartışmaya başlayalım mı? İşte bu tartışma şimdi Referans
Gazetesi’nden Güven Sak, Nabi Yağcı, Taraf Gazetesi’nden Cemil
Ertem tarafından yapılıyor.

|